-Rüzgâr Eken Fırtına Biçer-
Recep Bey’in Hatay mitingini yaptığı gün, bir yakınımın İskenderun’daki evinde, vefatının 7.günü nedeniyle bir merasim düzenlenecekti. Antakya’dan gelen konuklar gecikmeli olarak geliyor ve öfkeyle Recep Tayip Erdoğan için alınan trafik önlemlerinden şikâyet ediyorlardı. Tayip Erdoğan aynı gün Hatay’da miting düzenliyordu.
Hatay’a gelen Başbakan’ın içinde bulunduğu otobüsün hiçbir kural tanımadan nasıl vatandaşın araçları üzerine sürüldüğünü, vatandaşın canını bezdiren güzergâhlar belirlendiğini, koruma önlemlerin tacize dönüştüğünü anlatıyorlardı. Haklı olduklarını basına yansıyan miting görüntülerinden biliyor.
Hopa’da şu anda beyin kanaması teşisiyle yaşam mücadelesi veren koruma polisinin içinde bulunduğu durum yukarıdaki sitemleri hatırlamama yol açtı. Gerek koruma polisinin bulunduğu üzüntülü durumun gerekse bir yurttaşın hayatını kaybetmesi ve onlarca yurttaşın yaralanmasının müsebbibi kimdir?
Gerçekten başbakanı Hopa’da protesto edenler mi yoksa uzun süredir bu konuda eleştirileri kulak arkası eden başta RTE olmak üzere “ kendini herkesin ve her şeyin üzerinde gören” yönetme anlayışı mı?
Yine yaşanan olaylardan yola çıkarak bu sorulara yanıt bulmaya çalışalım.
Hatırlanacağı gibi Recep Tayip Erdoğan eleştirilere tahammül edemeyen bir kişiliğe sahip olduğu yakın bir zamana kadar sık sık dillendiriliyordu. Bu tespiti besleyen bir dizi gelişmeye tanık olduk. Karikatür sanatçılarına açtığı davalardan, eleştirilerini dile getiren vatandaşlara “ ulan’lı ve ana’lı” cevaplarına, hakkında yazı yazan köşe yazarlarını işten attırmasından, öğrenci protestolarına gösterdiği sert tepkilere kadar hemen her alanda tahammülsüzlüğün örneklerini verdi.
Ancak siyasal olaylar, hele hele bulunduğumuz coğrafyada, kişisel özelliklere göre şekillenmez. Yönetenlerin şahsi kapris ve kompleksleri önemli olmakla birlikte, ana yönelim kişisel tutum ve davranışlara göre belirlenmez. Yani aslında RTE’nin şahsi tutum ve davranışlarının eseri gibi görünen tahammülsüzlük, AKP’nin uluslar arası güç odaklarıyla birlikte dizayn ettiği günümüz Türkiye politikasının yansımalarından ibarettir.
Daha anlaşılır olarak ifade etmeye çalışırsak, eleştirilere ve özgürlüklere yönelik tahammülsüzlük, Türkiye’yi baskıcı ve otoriter bir rejim ile yönetmek isteyen siyasi iktidarın bilerek ve isteyerek kullandığı bir yöntemdir. Siyasi iktidar önümüzdeki yılların Türkiye’sini Büyük Ortadoğu Projesine göre emekçilere, yoksullara karşıt; sermayeden ve uluslar arası güç odaklarından yana bir yönetimin egemenliğinde tasarlıyor. Son yıllarda yoksul halkımızın yükselen memnuniyetsizliğini ancak korku imparatorluğu inşa ederek bastırabilirler.
Nitekim AKP, tamamen kendi kusur ve davranışlarının sebebiyet verdiği Hopa’daki olayda, kendi korumalarına zarar verdikleri halde “ Eşkıya Hopa’ya inmiş” diyerek, saldırgan ve şiddet dolu politikalarını sürdürüyor. Sorumluluğu başkasına atarak gerçeklere gözlerini kapatıyorlar. Oysa şiddet öyle bir lanet ki, yeri gelir şiddeti yaratanı da yakar. Canını acıtır.
Hopa’da demokratik haklarını kullanmak isteyen insanlara önce coplu ve biber gazlı şiddet uygulayacaksın, bir yurttaşın tekmeleyerek ölümüne, onlarcasının yaralanmasına sebep olacaksın, sonra da bazılarının seçim otobüslerini taşlamalarını bahane ederek “eşkıya Hopa’ya inmiş” diyeceksin. Seçim otobüsünü bilinçsizce kullanan adamların kendi korumana zarar verecek ve sen hiçbir şey yokmuş gibi çıkıp, en ufak bir üzüntü belirtisi göstermeden “su haktır” pankartı taşıyan çevrecileri tüm Türkiye’ye hedef göstereceksin.
Özetle rüzgâr eken fırtına biçiyor. Bu boran fırtınasında insanlarımız zarar görüyor. RTE şiddete dayalı politikaları çıkar yol olarak görüyor ve adım adım insanlıktan çıkmış bir yönetim inşa ediyor.
Eşkıya’yı 9 yıldır Ankara’da besliyor ve büyütüyor.
Benden söylemesi.
Yorumlar