Sonunda bu da oldu.
AKP sözcüsü ve genel başkan yardımcısı Ömer Çelik kameralar önünde siyasi iktidarın yargıyı kendine bağladığını itiraf etti.
Aslında bir süredir bu gerçek sık sık dile getiriliyordu. Yargının tamamen AKP’nin denetimi alında olduğu, bağımsız davranamayarak taraflı kararlar verdiği ve adalet denilen mekanizmanın bütünüyle ortadan kalktığı eleştirileri neredeyse her toplumsal kesim tarafından gündeme getiriliyordu. Şimdi de iktidar kanadının yöneticilerinden bir bir itiraflar gelmeye başladı.
AKP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in sözleriyle işte o açıklama;
“Bu sistemde parlamento denetim görevini yapamıyor. Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacak diye yeni sistem tartışmalarının önünü tıkamaya çalışanlar bilsinler ki ortada bir kuvvetler ayrılığı yok. İktidar partisi yasamayı da alıyor, yürütmeyi de alıyor eline. Biz eğer güç peşinde koşsak deriz ki ‘Yasama da bizde, yürütme de bizde, o zaman mesele yok.’ Kuşkusuz yürütme gücü bizde, yasama gücü de bizde.”
Bu sistemde yani AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2016 Türkiye’sinde parlamento denetim görevini yapamıyormuş.
Peki bunun suçlusu ve sorumlusu kim?
•Parlamentoyu yani TBMM’ni işlevsiz ve iktidarın paravan şirketine dönüştüren,
•Çocuk istismarını önlemek için araştırma önerilerini bile ret eden
•Terör olaylarını önlemek için inceleme yapılmasını engelleyen
•Nihayetinde egemenliğin kayıtsız ve şartsız millette olduğunun simgesi olan meclisin sarayın gölgesine boğduran AKP iktidarı değil mi?
Yine AKP Genel Başkan yardımcısına göre kuvvetler ayrılığı da yokmuş. Yasama da yürütme de Yargı da ellerindeymiş.
Kesinlikle haklı.
AKP iktidarı ülkenin yarım porsiyon demokrasisini de yok etti. Tüm kuvvetleri elinde topladı. Bu ülkede artık görünürde demokrasi bile yok. Anayasanın koruduğu tüm kurumların içini boşalttı. Yargı mekanizmasını kendine bağlayarak muhalifleri bertaraf etmenin maşası haline getirdi.Yürümek,konuşmak, eleştirmek, protesto etmek AKP lehine olmadıkça yasak. Adalet mekanizmasının dişleri söküldü. Çark sadece ve sadece iktidar mensupları için işliyor.
Yasama organı da sarayın talimatlarını yerine getiren, torba yasalarla ülkenin kaderini sadece bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak saçmalıklara terk eden bir asalak görünümünde.
Bunları iflah olmaz bir muhalif olarak ben söylemiyorum.
AKP iktidarının en yetkili ağızları, ülkedeki her kurumu ve yetkiyi kendine bağlamak için sabırsızlık içinde çırpınan muktediri “Başkan” yapmak gerektiğini anlatırlarken itiraf ediyorlar.
Süslü kavramlarla gizlenmek istense de bunun adı DARBE’dir. AKP iktidarı devletin yasama, yargı ve yürütme kurumlarına el koydu. Ülkede bir parti devleti hüküm sürüyor. Şimdi de bu fiili durumu, yani diktatörlüğü, “BAŞKANLIK SİSTEMİ” adıyla yasallaştırmanın gayretinde. Kaldı ki tüm tarih boyunca “başkanlık” isteyerek demokratik hakların korunduğu veya ilerlediği bir pratik yoktur.
İnsanlık tarihi ‘başkanlık’ isteyerek sadece demokratik hakların kısıtlandığı durumlara tanık olmuştur. Türkiye’de de yaşadığımız pratik budur. Gerisi laf-ı güzaf….
Yorumlar