Bugün dünyanın neresine baksak gördüğümüz şey huzursuzluk, kargaşa, savaşlar, ekonomik krizler, ırklar arası, milletler arası, dinler arası hatta aynı dinin içinde mezhepler arası anlaşmazlıklar, ayrımcılıklar. Kimse kimseyi beğenmiyor, kimse kimseye güvenmiyor. Müthiş bir egoizm hakimiyeti var insanlar arasında. İnsanlar kendilerini güvende hissetmiyorlar. Babana bile güvenme! telkiniyle yetişen genç dimağlar sanki vahşi bir arenaya çıkmış gibi bir savunma zırhıyla kaplıyorlar ruhlarını.
Sonuç, işte bu tablo; insanlar gece başlarını yastıklarına koyduklarında sabah nasıl bir dünyayla karşılaşacaklarını bilememenin verdiği müthiş bir tedirginlik ve gerilim içerisindeler. çağın hastalığı adı verilen stres, panik atak insanların adeta hayatlarının bir parçası olmuş durumda. Televizyonlarda, gazetelerde neredeyse her saat başı yeni bir felaket haberiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ortadoğuda kan gövdeyi götürüyor. Suriye, Mısır, Irak, Filistin Buralarda yaşananlar hepimizin malumu. İnsanlar adeta kabusu yaşıyorlar. Çin apayrı bir alem. İçinde yaşanan işkencelerin belki de tahayyül bile edilemeyeceği binlerce kilometrekarelik bir hapishane gibi. Avrupada sürekli yeni bir ülke ekonomik kriz batağının içine saplanıyor. Amerika güya süper güç, güya dünyanın en iyi istihbaratına sahip, güya bütün dünyayı el altından onlar yönlendiriyor. Peki ya kendi içlerindeki felaketlere ne demeli? En son geçtiğimiz aylarda eli silahlı bir saldırgan bir ilkokul sınıfını taradı, tam 26 kişiyi katletti. 2001 yılında İkiz Kulelere yapılan terör saldırısı Amerikanın tarihinde yaşanmış en büyük felaket olarak nitelendirildi. Demek ki insanlar arasında sevgi, muhabbet, kardeşlik ruhu, güzel ahlak hakim olmadıkça süper güç olmak çözüm olmuyor.
Toplumlardaki sevgisizlik, merhametsizlik, tahammülsüzlük, güçlü olanın zayıfı ezmesi üzerine kurulu acımasız ve gaddar yapı, hatta insanların birbiriyle göz göze bile gelmekten kaçınır hale gelmeleri o kadar şiddetli bir seviyeye ulaştı ki, artık yer ve gök bile buna isyan eder hale geldi. Depremler, hortumlar, seller, kasırgalar, tsunamiler; doğal afetsiz bir günümüz geçmez oldu. Geçen günlerde düşen göktaşı haberi insanlara yeni bir şok daha yaşattı. Bu felaketler tabii ki rastgele yaşanan doğa olayları değil. Hepsinde çeşitli hikmetler gizli. Tabii anlayanlar için
Günlük yaşantımızın birer parçası haline gelen bu olayları alt alta sıraladığımızda ortaya çıkan tablo karşısında insanın en azından bir durup düşünmesi gerekmez mi; bunlar neden oluyor? Neden böyle bir dünyada yaşamaya mecburuz? Peki bu durumu düzeltmek için ne yapmalıyız? Diğer insanlar duyarsız olsa bile en azından benim kişisel olarak yapabileceğim bir şeyler yok mu? Bu zulme, bu herc-ü merce dur demenin bir yolu yok mu?
Tabii ki var.
Her yerde, her ortamda karşılıklı sevginin, hoşgörünün yaşanması ve yaşatılması, aslında bütün sorunların çözümü. İnsanlara kardeşlik ruhu aşılandıktan sonra üstesinden gelinemeyecek hiçbir zorluk yok. Dünyada sevgi, barış, huzur ve güven ortamı içinde yaşamak herkesin hakkı. İster Müslüman olsun, ister Hıristiyan ya da Musevi olsun, ister ateist olsun, ister sağ görüşlü, ister sol görüşlü olsun, hiç fark etmez; akla ve vicdana en uygun olan, herkesin can ve mal güvenliği tam anlamıyla sağlanmış olarak barış içinde bu dünyada yaşamasıdır.
Ne var ki gerek çocukluktan itibaren bilinçaltına empoze edilen yanlış telkinler gerekse birtakım siyasi ve ekonomik çıkarlar sonucunda ya da bambaşka sepeblerden dolayı insanlar birbirlerine düşman kesilmiş durumdalar.
Gelin hep birlikte buna bir son verelim. Hepimiz kardeşiz, kimimiz kimimizle din kardeşiyiz ama aynı dine mensup olmasak da hepimiz birbirimizle dünya kardeşiyiz. Bu dünya hepimize yeter. Birbirimizi sevelim. İçinde bulunduğumuz bu yüzyılı savaşların, gözyaşlarının, akan kanların değil, sevginin, kardeşliğin, barışın yüzyılı yapalım. İnsanların canını yakan her şeyi ortadan kaldıralım. Emperyalizmi, vahşi kapitalizmi, faşizmi, şiddeti, silahları yok edelim. Bunların yerine sevgiyi, muhabbeti, barışı, yüksek bir medeniyeti, modernliği, demokrasiyi, kültürü, bilimi, sanatı ön plana çıkaralım.
Barışın oluşması için, kavganın son bulması için, akan kanın durması için silahların kalkması için var gücümüzle gayret edelim. Ev ev, mahalle mahalle, köy köy, ilçe ilçe, il il yıllardır telkin edilenin aksine insanlara sevgiyi, muhabbeti, dostluğu, kardeşliği, yatıştırıcı olmayı, öfkeyi yenmeyi, olaylara pozitif yönünden bakabilmeyi aşılayalım. Tek benim çabamla ne olur? demeyelim. Herkes bir ucundan tutarsa, Allah çabalarımızı mutlaka en güzel şekilde sonuçlandıracaktır.
Yorumlar