Kafası hiçbir şeye basmayan, sürekli işten kaytaran, esasında bir işe yaramadığı anlaşılmasın ve böyle olduğu konuşulmasın, korunsun kollansın diye amirlerini iltifatlara boğan, onların doğum günlerini evlilik yıldönümlerini kaçırmayan, ütüsü bozuk buruş buruş üst-başıyla ortalarda gezinip duran orta kademe bir çalışan gibi...
Sınırlarını biliyorsun.! Neyi ne kadar, nereye kadar yapabileceğini, nereden sonra bilgi birikiminin tecrübenin yeteneğinin yetmeyeceğini ve nerde durman gerektiğini çook iyi biliyorsun.
Aferin...Ama haddini bilmiyorsun!
Kendini on kaplan gücünde hissedip, altından kalkamayacağın işler üstleniyor, üstüne vazife olmayan şeylere burnunu sokuyorsun. Sonra beceremeyip etrafındakilerin sırtına yükleniyorsun. Sonra utanmadan ortaya çıkan işleri başarmışsın gibi sahipleniyorsun... Kendini perdelemek için fütursuzca geliştirdiğin yöntemlerin var. (17.12.2010 Cuma akşamı uygulamaların gibi.)
Keşke bu kadarla kalsan..Ama sınırında kalmıyorsun. Yöntem bol sende EMİN ol.
Bunlar ortada görünen olanlar. Bir de gizli yöntemler var kişisel geliştirdiğin.
Performansını değerlendiren, harcamalarını belirleyen tepe yöneticinin peşinde gölge gibi dolaşıyorsun meselâ; Sabah koşup odasına önce ona günaydın diyorsun. Her öğlen ‘tesadüfen’ aynı dakikalarda yemeğe çıkıyor, ‘doğal olarak da kendini onunla aynı masada buluveriyorsun. Onun önemsediği kimselerle sıkı fıkı olup diğerlerini aklınca şutluyorsun. Ona, -imkânın olsa ellerinle pişireceğin- yorgunluk kahveleri ısmarlıyorsun. İş çıkışlarında beraber vakit geçirebilmek için fırsat kolluyorsun. Düzenlenen ‘kaynaşma yada olası ’ yemeklerinde yada toplantılarında mutlak surette ortamda konumlanıyorsun. OLAY tamam..!
Bütün bunlar yetmiyor ama mutlaka yapış yapış bir ilişki kurman gerekiyor. Evet.. Sen, doğru ata ve doğru taylara oynuyorsun. Bu yöntem her zaman işe yarar, eski deneyimlerinden biliyorsun. Çünkü o yönetici, onca işi arasında senin, kendine yaranmaya çalıştığını anlamaz. Anlasa da bunu düşünecek kadar vakti yoktur. Zaten senin onun açısından fazla bir önemin yoktur. Çevresinde senin gibi ‘bağımlıları’ çoktur.
Bilirim ki; üstüne asla geçiremeyeceğin ve sana yakışmayan elbiseyi çıkarıp almaya çalışırsın giyenden. Beceremeyince üstündeyken parçalamaya çalışırsın. Başaramadıkça hırslanırsın. Kin tutarsın. ‘Düşman’ yaratırsın. Senin varlığının farkında bile olmayan, olmak istemeyen bir düşman. Dengeleyemediğin hırsların, gelişmemiş yeteneklerinle birleştikçe öfke biriktirirsin içten içe. Yapamadığını yapan, olamadığını olan birinin ‘varlığına’ tahammül edemezsin.
“Bıçaktan çok, bıçağı tutan el yaralar seni.”
Ama böyle olması daha iyidir. Kurnaz davranır, beceriksizliğini ve niyetini gizlersen - ki bu konuda uzmanlaşmışsındır- senin samimi biri olduğunu bile düşünebilir. Arkadaşın olur. Arkadaşı olursun. Eh, arkadaş arkadaşı idare eder... Anlayış gösterir. Bir hatası varsa düzeltir. Yanlışının üstünü örter. Sana da olacak olan budur. Ki mutlaka olur. Tökezlediğin ilk anda her zaman olduğu gibi sana destek çıkar. Sen EMİN adımlarla arkana yaslanıp rahat bir nefes alırsın. Doğru ata oynadığın için kendini kutlarsın. Daha ne kadar böyle devam eder kestiremezsin. ‘Gideceği yere kadar gitsin’ dersin. Öyle olur gerçekten. Gideceği yere kadar gider. Sen sonra oynayacak başka ‘doğru at’ ararsın. Eh ne diyelim sana hep kolay gelsin... EMİN ol her şey güzel olacak ...
Yorumlar