Atatürkçü Düşünce Derneği Hatay Şube Başkanı Kezban Kuran, ders kitaplarından Atatürkün kaldırılmasına tepki göstererek, Türkiyenin Atatürkten uzaklaştırılmak istendiğine dikkat çekti.
Son zamanlarda meydana gelen olayları değerlendiren ADD Hatay Şube Başkanı Kezban Kuran, Bu olayların başında terör geliyor. Yine anaların bağrına köz düştü. Yine terör can almaya devam ediyor. Bingöl Karlıova kırsalında polis aracına kurulan mayınlı tuzak sekiz polisimizi şehit ediyor. Dokuz polisimizde yaralı. Daha acımızla boğuşurken yeni şehit haberleri geliyor. Terörün bu seferki hedefi Vatani görevini yapmaya giden henüz eli silaha değmemiş gencecik fidanlar. Allah acılı ailelerine sabır versin. Artık sanki sıradan olaylarmış gibi her gün şehit haberlerini duymak istemiyoruz. Çünkü şehitlere Allahtan rahmet, acılı ailelere ve milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifalar nutukları atılıyor ve hayat devam ediyor. Çünkü vatanı ve özgürlüğümüzün simgesi olan bayrağımızı savunmaktan ve korumaktan başka hiç bir değer tanımayan yiğit vatan evlatlarının şehit haberleri hepimizin yüreğini tutuşturuyor dedi.
Açıklamasında YÖK Başkanının üniversitelerde Atatürk ilkeleri ve İnkılap tarihi dersinin ve ilgili enstitülerin kaldırılmasının gündemde olduğunun açıklamasına değinen Kezban Kuran, tepkisini şöyle dile getirdi; Tüm mazlum milletlerin örnek aldığı Atatürk devrimi, dünyanın dört bir yanında ders kitaplarında anlı şanlı anlatılırken, ülkemiz yeni Osmanlıcı emperyalist vizyonuyla hızla Atatürkten uzaklaştırılmak isteniyor. Kendi tarihini yok sayan ve adeta üzerini kara bir örtü ile kaplamak isteyen bu zihniyeti kınıyoruz.
Yine 652 Sayılı KHK ve bu KHKye dayanak alınarak birbiriyle bağlantılı olan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliği ile Ders Kitapları Yönetmeliği aynı anda değiştiriliyor. Böylece 652 Sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı görevleri arasında yer alan Atatürk devrim ve ilkeleri doğrultusunda eğitim yapmak bölümü kaldırılıyor. MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinde değişiklik yapılmaya devam ediliyor. Bir danışma ve karar organı olarak çok önemli işleve sahip olan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının üye sayısı, 652 Sayılı KHKye dayanılarak 15ten 10a indiriliyor ve üyelerin eğitim alanından gelme zorunluluğu kaldırılıyor. Böylece eğitim biliminin merkezi olan Talim ve Terbiye kurulunun neye yol göstereceği tartışılır duruma gelmiştir. Hazırlanan yönetmelikte bir tek Cumhuriyet, Atatürk ve Türk ulusu sözcüklerine rastlanmamış olması Atatürke ve Cumhuriyete bakış açılarını ortaya koyması açısından son derece düşündürücüdür. Burada temel amaç; Türk ulusuna Atatürkü unutturarak, Atatürkçülüğü tasfiye ederek, ulusal kimliği yok etmektir.
SURİYE POLİTİKASI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
Kezban Kuran açıklamasında Suriye konusuna değinirken, görüşlerini şöyle dile getirdi: Suriye ile olan ilişkilerimizin ulusal çıkarlarımız doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesidir. Cumhuriyetle kazanılan ne varsa birer birer eritilmeye çalışılıyor. Yurtta barış, dünyada barış ilkesi Cumhuriyetimizin doksan yıllık dış politika ilkesidir. Yine, Atatürkün sözleriyle; Savaş zorunlu ve yaşamsal olmalıdır. Öldüreceğiz diye yurdumuza saldıranlara karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Bu, nefsi müdafaadır. Milletin hayatı milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş cinayettir. Cumhuriyetimizin doksan yıldır titizlikle korunan bu çok önemli dış politika ilkesi, ne yazık ki son birkaç yıldır, BOP eş başkanlığı çerçevesinde unutulmuştur. Yurdumuz, ABDnin Ortadoğu çıkarları doğrultusunda, maceralara sürüklenmektedir. İki yıl öncesine kadar sıfır sorun ilkesi ile karşılıklı dostluk siyaseti yürüttüğümüz komşu Suriye ile; ABD ve İsrailin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yürüttükleri, Irak sonrası, Suriyeyi yeniden yapılandırma planı dışında ülkemizi ve ulusumuzu doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren ne olmuştur da, bu gün bu noktaya gelinmiştir? Yaşanan olay; sürdürülen yanlış, ulusal olmaktan çok eş başkanlık gereği hatalı politikaların sonucudur. İktidarı; ulusal çıkarlarımızın gereğini yerine getirmeye, hatalı, yanlış, ülkeyi maceralara, hatta bölünmeye kadar götürecek politikalardan acilen vazgeçmeye, Muhalefeti; sorunu, TBMM gündemine getirip dış politikalarımızın acilen ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden belirlenmesine katkı koymaya, ve Basını; artık kolaycı bir yaklaşımla TSKyı kusurlu göstermek alışkanlığı yerine, ulusal çıkarlarımızın gözetildiği, bir dış politikaya dönülmesine katkı sağlamaya, gerçek görevini yapmaya, ÇAĞIRIYORUZ!.. ABDnin, kitle imha silahı var bahanesiyle ve özgürlük getireceğim iddiasıyla Irakı işgal ettiğini ve Irakta yüz binlerce insanı öldürdüğünü hepimiz çok iyi biliyoruz... Irak parçalara bölündü ama asla özgürleşemedi. Başını ABDnin çektiği sözde özgürlük budalası devletler Arap baharı adı altında birçok ülkede iç karışıklıklar çıkarttı. Saddam Hüseyin idam edilerek, Libya Lideri Muammer Kaddafi ise linç edilerek öldürüldü. Ne acıdır ki, Libyada Kaddafiye muhalif olanlara destek veren büyükelçi Christopher Stevens geçtiğimiz mayıs ayında özgürleştirildiği iddia edilen Libyanın Trablus Büyükelçisi olarak atanmıştı. Yine ne yazık ki ABDnin Bingazi-Libya Büyükelçisi J. Chitopher Stevens ve 3 ABDli yetkili roketli saldırıyla öldürüldü. Saldırının, Hz Muhammede hakaret içeren sinema filminin ABDde gösterime girmesi nedeniyle yapıldığı öğrenildi. Filmin yapımcısı, İslam kanserdir, Müslümanlar da yok edilmesi gereken böceklerdir. Bu film ile İslamın nefret içerikli bir din olduğunu göstereceğimdiyerek yola çıkmış.. ABD Dışişleri Bakanı H. Clinton büyük elçinin ölüm haberi üzerine hemen, özgürleştirdiğimiz ülkeye bak diye tepki verdi. Abdullah Gül Amerikan yetkililerine başsağlığı diledi. ABDnin, öldürülen görevlilerinin intikamını almak için Libyaya vurucu timler gönderdiği söyleniyor. Nedeni ne olursa olsun bir canlıya kıymak hele hele linç ederek öldürmek vahşettir asla savunulamaz. Şimdi Arap ülkelerine özgürlük götürdüklerini savunanlar ülkeleri iç karışıklıklar çıkararak dünyayı kendi amaçları doğrultusunda köleleştirmeye çalıştıklarını unutmasınlar.
Ülkemizde gündemi oluşturan çok önemli bir sorunda, bu alanda çalışan uzmanların görüşünü almadan ya da ileri sürülen görüşleri en doğrusunu ben bilirim yaklaşımı ile çıkarılan 4+4+4 yasasıdır. Bu yasa eğitimde nitelik ve nicelik sorunlarını daha da arttıracaktır. Ben yaptım oldu dayatması eğitimde yeni kaoslar yaratacaktır. Çocukların bilişsel, duyusal, sosyal ve fiziksel becerilerinin geliştiği 0-6 yaş grubunun eğitim serüveninde çok önemli bir başlangıç oluşturmaktadır. Bu nedenle okul öncesi eğitim çok önemlidir. Oysa biz çocuğu gelişimini tamamlamış gibi kabul edip, beş yaşında temel eğitime başlamasını zorunlu hale getirdik. Küçük kas, kemik gelişimini tamamlamamış, öz bakım becerisi tam olarak gelişmemiş, dikkat ve algılamada dağınıklık yaşadığı, kendini ifade etmede ve diğer çocuklarla sosyal ilişki kurabilmede zorluk yaşadığı bir dönemde, sıralara oturtarak kendini yapılan etkinliğe vermesini istiyoruz. Okullarımızda derslik yokluğu nedeniyle müdür ve öğretmenler odasını bile derslik yaptık. Tuvaletler ve lavabolar bile onların boyuna göre değil. Kısacası alt yapının hazır olmadığını, öğretmenlerin bu yaş grubundaki çocukları eğitimi konusunda yeterli olmadığını, uygulanacak programların ne olduğunun henüz iyice bilinmediği bir ortamda bu çocukları belirsizliklerle donanmış bir eğitim beklemektedir.
4+4+4 ÇOCUKLARI CEMAATLERİN VE TARİKATMARIN KUCAĞINA ATIYOR
Kezban Kuran, 4+4+4 eğitim sistemine değinirken, çocukların tarikat ve cemaatlerin kucaklarına atıldığına dikkat çekerek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
Akılcı ve bilimsel düşünen, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişiliği gelişmiş, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmek; Türk Milli Eğitiminin temel amaçları arasında yer almaktadır. Ancak 4+4+4 uygulamasıyla amaçlanan, öğrencileri cemaatlerin ve tarikatların kucağına iterek çağdaş, bilimsel, akılcı, laik eğitim sistemini ortadan kaldırmaktır. Uygulama ile Atatürkün liderliğinde kurulan cumhuriyetin en önemli kazanımlarından olan ve milli eğitimde birliği esas alan Tevhid-i Tedrisat ortadan kaldırılarak, tekrar ikili eğitim sistemine dönülmesi hedeflenmektedir. Ülkemizin bugününü ve geleceğini etkileyecek toplumsal, siyasal ve ekonomik pek çok boyutu bulunan milli eğitim politikalarının planlanmasının günü birlik siyasi amaç ve hedefler doğrultusunda, deneme tahtasına dönüştürülmesini sakıncalı buluyoruz. Milli Eğitim planlaması, ülkenin geleceğinin de planlanması demektir. Dolayısıyla toplumun tamamını ilgilendirmektedir.
Yukarıda kısaca anlatılmaya çalışılan bütün bu sorunlara bakış açımızı açıklamaktan yazmaktan tartışmaktan korkmamalıyız. Usta gazeteci yazar Uğur Mumcu bu durumu Sorumlu olmak başlıklı yazısında şöyle dile getiriyor. Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleşmedikçe haksızlıkların adaletsizliklerin önüne geçmeye olanak bulunamaz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesi toplumun bütün bireylerini sarar ve birçok insan: Adam sen de bencilliği ve bireyciliğiyle yetişir. Herkes kendi küçük dünyasının kabuklarında, sessiz sedasız yaşamayı hüner sayar. Sen mi kurtaracaksın?..gibi sorularla kavgadan gürültüden uzak tutulmak, günlük yaşamın mutluluk zırhlarıyla sarılıp sarmalanmak, hiçbir yasanın suç saymadığı ve birçok insanın da küçük görmediği bir yaşam biçimi olarak belirir
Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline bir tek taş bile konmuş olamaz. Unutmayalım ki cesur bir kez, korkak bin kez ölür. Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir mezar taşı gibi suskunluk simgesi olmamasıdır. Prof. Dr Ahmet Övgün Ercannın dediği gibi Ülkem tutuşmuş cayır cayır yanarken; ben suskun, sen suskun, çareyi uçan kuştan bekler duruma geldik dedi.
Yorumlar