ÇÜRÜME BAŞLADI
Son seçimlerde aldığı yüzde 49luk oy oranı, AKP yöneticilerinin başını döndürmeye devam ediyor. AKP yöneticilerine bir haller oluyor. Başta Recep Erdoğan olmak üzere neredeyse AKPnin tüm yöneticileri adete birer sarhoş kayıtsızlığı ve vurdumduymazlığıyla davranıyorlar.
AKPnin iktidardaki üçüncü dönemi henüz birinci yılını doldurmadan siyasal ve sosyolojik sarhoşluğun belirtilerini göstermeye başladı. Sarhoşluğun ilk anının tatlı ve keyifli psikolojisi hızla yerini nedensiz öfke ve saldırganlığa bırakıyor. Recep T. Erdoğanın tehditkâr tutumları ekranlardan parmak sallamaya kadar vardı. Şuurlu davranmayı sağlayan beyin kabuğu kontrolünü kaybetmiş gibi. Çünkü şuur altı problemler bir bir açığa çıkmaya başladı . Başbakanın genellikle eli kanlı diktatörlere ve 12 Eylül cuntasının paşalarına özgü tutumlarını başka türlü açıklama imkanı bulamıyoruz.
Tanınmış bir nöroloğa göre sarhoşluk esnasında şuur altı problemler ve kişi için önemli olan konular ortaya çıkar. Aşağılık kompleksi azalır ve bir nevi cesaret artması olur. Dış işleri Bakanı Davutoğlunun, mecliste küçük dev adam misali kükremesine ve miletvekillerine celallenerek, bundan sonra Ortadoğu bizden sorulur diye adeta nara atarak haykırmasına, anılan kompleksin etkisiyle nedensiz cesaret artması olarak teşis koymak haksızlık olur mu?
Aynı nörolog sarhoşluğun ilerleyen evrelerinde şuur neredeyse tamamen ortadan kalkar. Zaman ve mekan kavramı kaybolur derken; şehir tiyatrolarının kapısını kitleyecek yönetmelik değişikliği hakkında açıklama yapmam, beni ilgilendirmiyor diyen Ertuğrul Günayın adeta lokasyon problemi yaşadığına işaret ediyor. Ertuğrul Günayın Kültür Bakanı olduğunu unuttuğu anlaşılan ve adeta tiyatroları Orman Bakanına mı havale eden beyanı, ne yazık ki trajik olduğu kadar komik görünüyor.
Nedensiz neşe, bakışlarda aptalımsı donukluk, uyuklama, dugusal sıçramalar sarhoşluğun komik tezahürlerinden biri kuşkusuz. İçişleri bakanı Naim Şahin vatandaşa takla at veya dans et ki sevindiğini göreyim diyerek anılan tezahürün abidesi unvanını hakkettiği açık.
Ama hepsinden önemlisi bu evrede şahıslar çeşitli suçlan işleyebilirler ve tehlikeli hale gelirler ki yeni yetme çocukları devlet eliyle zehirleyecek kadar süt özürlü olabilirler.
Hatta o kadar ileri giderler ki mesela Danıştayın 19 Mayıs Bayramıyla ilgili kararını değerlendiren Milli Eğitim Bakanı gibi mahkeme kararını öfkeyle hukuki garabet olarak niteleyerek, toplumda ziyadesiyle sarsılmış hukuk ve adalet inancını yerle bir etmeye kalkışırlar.
Nihayetinde babalarından miras kaldığını sandıkları bakanlık koltuklarında yaptıkları yetmezmiş gibi, başbakanlık konutunda bir araya gelerek, bu ülkenin çözümlenmesi gereken en acil probleminin tiyatrolar olduğu zannıyla saatlerce alınacak önlemleri tartışmaya başlar ve neticesinde tiyatrolara yönelik cadı avı başlatmaya karar verirler.
İşsizlik, kürt sorunu, paralı eğitim, yolsuzluk, basın ve düşünce özgürlüğü, anayasa ile temel insan hakları gibi kendilerince önemsiz konuları hiç mi hiç konu etmeden dağılırlar.
Gerçek-üstü bir idarenin postmodern şaklabanlıklarını izlerken bizler bu ülkenin insanlarının ne kadar bahtsız olduğuna hayıflanarak bir başka dünya, bir başka Türkiye olabileceğine inanç ve umutla gelecek aydınlık ve güzel günler için daha çok çalışmaya karar veririz.
Çünkü onlar gece yarısı sokaklarda yalpalayarak nara atanlar gibi ısrarla bizden olmayana yaşam hakkı yok diyorlar. Halkın oylarıyla seçildiklerini unutup, kendilerine yönelen her eleştiriyi halka yapılmış olduğunu ilan ederek, saldırgan bir tutumla halk üzerinde vesayet kurmaya kalkarlar. Bu gidişin alametlerini hayra yormak neredeyse imkânsız. AKP yöneticilerinin icraatlarını halk-ol-metre ile ölçersek, direksiyonu AKPye teslim etmememiz gerektiği aşikar.
Yorumlar